Ara

Foreign Policy : Koronavirüs Sonrası Dünya Ekonomisi Nasıl Değişecek


Bu yazı 15 Nisan 2020'de Foreign Policy dergisinde yayınlanan yazının orijinalinden çeviridir.

Kaynak: Foreign Policy


Koronavirüs salgını ekonomik ve finansal düzeni sonsuza dek değiştirecek. Önde gelen dokuz küresel düşünüre bu konudaki tahminlerini sorduk.


Haftalardır devam eden karantinalar, sokağa çıkma yasakları, trajik ölümler ve küresel ekonominin çoğunun kepenkleri indirmesi vb. bu tarihsel olayları tanımlamak için en iyi ifade radikal belirsizlik olurdu. İşletmeler yeniden açılacak mı? İşler geri gelecek mi? Tekrar seyahat edebilecek miyiz? Merkez bankaları ve hükümetlerin para destekleri derin ve uzun süreli bir resesyonu önlemeye yeterli mi, yada insanları daha kötüsü mü bekliyor?


En kesin olanı; koronavirüs pandemisi politik ve ekonomik güçlerde kalıcı değişime sebep olacak ve bu değişimin tam olarak ne olduğu ancak ileride ortaya çıkacak.


Bu değişimi daha iyi anlamak için Foreign Policy, aralarında nobel ödüllü iki ekonomistin de bulunduğu dokuz küresel düşünüre, koronavirüs salgını sonrasında ekonomik ve finansal düzen hakkındaki tahminlerini sordu.

Küreselleşme ve Kendi Kendine Yetme Arasında Daha İyi Bir Dengeye İhtiyacımız Var.


Joseph E. Stiglitz, Columbia Üniversitesi'nde Ekonomi Profesörü, 2001 Nobel Ekonomi Ödülü Sahibi.


Ekonomistler, ülkelerin enerji ve gıda güvenliği politikalarını takip etmesi konusundaki çağrıları çok ciddiye almıyorlardı. Sınırların pek de önemli olmadığı küresel bir dünyada, kendi kaynaklarında sıkıntı yaşamaları durumunda başka ülkelerden gerekli ihtiyaçların karşılanabileceğini savunuyorlardı. Fakat şimdi yüz maskeleri, medikal ekipmanlar ve kaynak tedariğinde yaşanan mücadeleden dolayı ülkelerin sıkı önlemler alması ile birlikte sınırlar önem kazandı. Koronavirüs krizi bizlere en temel ekonomik ve politik birimin halen ulus devlet olduğunu güçlü bir şekilde hatırlattı.


Görünüşte verimli tedarik zincirleri oluşturmak için, zincirdeki en düşük maliyetli bağlantıya ulaşmak adına bütün dünyayı araştırdık. Fakat çok kısa görüşlüymüşüz. Kurduğumuz sistem açık bir şekilde dirençsiz, yeterince çeşitlendirilmemiş ve kesintilere karşı savunmasızdı. Tam zamanında üretim ve dağıtım sistemi, stoksuz yada az bir stokla, küçük problemleri çözebiliyordu fakat şimdi gördük ki beklenmeyen bir karışıklık ile sistem çöktü.


2008 finansal krizinden dayanıklılık ve tekrar toparlanma konusunda ders almalıydık. Görünüşte etkili ve küçük şokları absorbe edebilen birbirine bağımlı bir finansal sistem oluşturmuştuk fakat kırılgan bir sistemdi. Eğer devasa hükümet destekleri olmasaydı emlak balonu patladığında sistem çökecekti. Aşikar bir biçimde gözümüzün önünde gerçekleşen bu olaydan ders almadık.


Salgından sonra kuracağımız sistemin, daha ileriyi görebilen, daha dirençli ve ekonomik küreselleşmenin politik küreselleşmeyi çoktan geride bıraktığının farkında olan bir sistem olması lazım. Durum böyle olunca ülkeler de küreselleşmenin avantajları ile kendi kendine yetme arasındaki dengeyi bulmak adına daha çok gayret göstermelidir.

Savaş Atmosferi Değişim için Bir Kapı Açtı


Robert J. Shiller, Yale Üniversitesinde ekonomi profesörü, 2013 Nobel Ekonomi Ödülü Sahibi.


Zaman zaman esaslı değişimler meydana gelir, sıklıkla savaş zamanlarında. Bu sefer ki savaşta düşman yabancı güçler değil, bir virüs. Koronavirüs salgını bu değişimlerin mümkün olabileceği bir savaş atmosferi yarattı.


Bu atmosfer, hem acı hem de kahramanlık hikayeleriyle birlikte, salgının ulaştığı her yere yayılıyor. Bu savaşın ortak düşmanı koronavirüs. Sadece aynı ülke insanlarını değil, diğer ülkelerin insalarını da bir araya getirdi. Gelişmiş ülkelerde yaşayanlar ile fakir ülkelerde yaşayanlar benzer tecrübeleri yaşıyorlar ve birbirlerinin acısını paylaşıyorlar. Salgın aynı zamanda bizleri sayısız Zoom toplantılarında da bir araya getirdi. Dünya birdenbire küçüldü ve samimi bir ortama dönüştü.


Salgın aynı zamanda gittikçe büyüyen eşitsizlik eğiliminin durdurulmasında etkin önlemler alınmasını da içeren, insanlığın sıkıntılarıyla mücadelede yeni yöntemlere kapı açma konusunda umut oldu. Birçok hükümetin bireylere yaptığı acil durum yardım ödemeleri, belki de kapsamlı/evrensel asgari ücret(UBI) sistemine giden bir yol açacak. Amerika Birleşik Devletleri'nde daha kapsayıcı ve daha iyi bir sağlık sigortası sistemine ivme kazandıracak. Hepimizin aynı tarafta olduğu bu savaşta, ülkeler arasında daha iyi risk paylaşımına izin veren uluslararası kurumların kurulması konusunda bize gerekli olan motivasyonu bulabiliriz belki de. Savaş atmosferi bir gün tekrar kaybolacak, fakat bu yeni kurumlar devam edecek.

Gerçek Risk Siyasilerin Korkularımızı Sömürmesi


Gita Gopinath, Uluslararası Para Fonu(IMF) Baş Ekonomisti.


Sadece birkaç hafta içinde yaşanan, trajik ölümler, felç olan küresel tedarik zincirleri, müttefiklerin birbirlerinin tıbbi malzeme sevkiyatlarını kesintiye uğratması ve 1930'lardan bu yana en derin küresel ekonomik daralmanın yaşanması gibi ani olaylar zinciri, sınırların açık olmasının zayıflıklarını ortaya koydu.


Koronavirüs öncesi entegre küresel ekonomiye olan destek azalmaktaydı. Salgın, büyük ihtimalle küreselleşmenin fayda ve maliyetlerinin tekrar gözden geçirilmesini hızlandıracak. Küresel tedarik zincirinin bir parçası olan firmalar, diğer ülkelere bağımlılıklarının sonucu olarak risk ve aksalıklardan kaynaklı büyük kayıplara ilk elden şahit oldular. Gelecekte bu firmaların, yaşadıkları riskleri hesaba katarak, daha yerel ve güçlü, daha az küresel olan tedarik zincirlerine yönelmesi muhtemeldir. Küreselleşmeyi benimsemiş ve sermaye akışlarının serbest olduğu gelişmekte olan piyasalarda, ekonomideki ani duruşların verdiği istikrarsızlıktan kendilerini koruma amaçlı, sermayenin kontrol altına alınmasının tekrar yürürlüğe alınma riski baş gösterebilir. Ayrıca tüm dünyada kademeli olarak ortaya çıkan koruma önlemlerine ek olarak, insanlar kendi bireysel risklerini gözden geçirerek, yarım asırdan beri artmakta olan uluslararası hareketliliği tersine çevirecek seyahat etmeme kararları verebilirler.


Ancak gerçek risk, doğal olarak ve kendi menfaatlarini korumak adına küreselleşme ekseninden kaymakta olan insanların ve firmaların, siyaset yapıcıların açık sınırlar üzerinden korku sömürüsü yapması ile küreselleşmeden uzaklaşmalarının daha da artacak olmasıdır. Biz kendimize yeteriz kisvesi altında ticarete koruyucu kısıtlamalar getirilebilir ve halk sağlığının korunması adı altında insanların hareketleri kısıtlanabilir. Bu sonuçları önlemek ve 50 yılı aşkın zamandır biz insanlığın gelişimini destekleyen uluslararası birlik ruhunun korunmasını sağlamak şimdi küresel liderlerin elinde.

Küreselleşmenin Tabutuna Bir Çivi Daha


Carmen M. Reinhart, Harvard Üniversitesi Kennedy Enstitüsünde Uluslararası Finans Profesörü.


Birinci Dünya Savaşı ve 1930'ların başındaki ekonomik buhran, önceki küreselleşme çağının kapanmasına yol açtı. Ticari engeller ve sermaye kontrollerinin ötesinde, o zaman küreselleşmeden feragat edilmesinin önemli sebeplerinden birisi o dönemde ülkelerin yüzde 40'ının borçlarını ödeyemeyecek durumda olması ve büyük çoğunluğunun bu sebeple 1950'ler ve sonrasına kadar küresel sermaye piyasalarından elini eteğini çekmiş olması gerçeğiydi. İkinci Dünya Savaşının sonlanmasıyla birlikte, Bretten Woods sistemi, bir önceki küresel ticaret ve finans dönemine daha az benzeyen, yerel finansal baskılama ile sermaye akışının kapsamlı kontrolünü birleştirdi.


Modern küreselleşme döngüsü 2008-2009 finansal krizinden bu yana Avrupa borç krizi, Brexit ve ABD-Çin ticaret savaşları gibi bir dizi şokla karşılaştı. Birçok ülkede popülizmin yükselişi, dengeyi yurt içi yatırıma kaydırdı.


Koronavirüs salgını 1930'lardan bu yana ilk defa hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomileri içine alan bir krizdir. Muhtemelen yaşanacak resesyon daha derin ve daha uzun süreli olacak ve 1930'larda olduğu gibi ülkelerin borçlarını ödeyememesi tekrar gündeme gelecek. Zor zamanlar, ticaret kısıtlamaları ve sermaye akışının engellenmesi tohumlarının yetişmesi için verimli bir ortamdır.


Koronavirüs öncesi küresel tedarik zincirleri konusunda şüpheler, uluslararası seyahatlerin güvenliği konusundaki şüpheler, ihtiyaç durumunda kendi kendine yetme ve toparlanma konusundaki endişeler, salgın kontrol altına alındıktan sonra da devam edecek gibi duruyor. Koronavirüs sonrası finansal mimari belki bizleri Bretten Woods dönemine götürmeyecek ama uluslararası ticaret ve finansın göreceği zarar daha kapsamlı ve uzun süreli olacak.

Salgın, Ekonomide Önceden Varolan Koşulları Daha da Kötüleştirdi


Adam Posen, Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü Başkanı.


Salgın, dünya ekonomisinde önceden de varolan dört durumu daha da kötüleştirecek. Büyük müdahalelerle bu dört durum tersine çevrilebilir belki ama müdahale edilmezse kronik ve zarar verici olacaklar. Bu durumlardan ilki, düşük verimlilik artışı, özel yatırım getirisinde düşüş ve deflasyonun birleşimi sonucu, uzun süreli iktisadi duraklamadır. Bu durum, insanların salgın sonrasında, riskten uzak durmaları ve tasarrufa gitmeleriyle talep ve inovasyonu zayıflatacak ve sorunu daha da derinleştirecektir.


İkincisi, gelişmekte olan bazı ülkelerinde içinde bulunduğu zengin ülkeler ile dünyanın geri kalanı arasında, krizlere direnç ve toparlanma konusundaki farkı daha da artıracaktır.


Üçüncüsü, kısmen güvenli liman arayışı ve gelişmekte olan ekonomilerin açıkça görünen riskleri sebebiyle, dünyanın ABD dolarına bağımlılığının artarak devam edecektir. ABD yatırım için çekiciliğini kaybetse bile göreceli olarak dünyanın geri kalanından daha çekici olacak ve bu durum sürekli bir memnuniyetsizliğe yol açacaktır.


Son olarak, ekonomik milliyetçilik giderek hükümetlerin kendi ekonomilerini diğer ülkelere kapatmasına sebep olacaktır. Bu kesinlikle kendi kendine yeten ekonomilerin oluşmasına sebep olmayacak aksine uzun süreli ekonomik durgunluğun uzaması, krizlere direnç konusundaki zengin ve fakir ülkeler arasındaki farkın daha da artması ve ABD dolarına bağımlılığın daha da artmasını destekleyecektir.

Dünya Her Zamankinden Daha Fazla Merkez Bankalarının Kurtarıcılığına Bakıyor


Eswar Prasad, Cornell Üniversitesi Ticaret Politikası Profesörü, Brookings Enstitüsü Kıdemli Üyesi.


Salgının, ekonomi ve finansta sebep olduğu katliam dünya ekonomisi üzerinde derin yaralar bırakacağa benziyor. Merkez Bankaları kendi kural kitaplarını yırtarak bu meydan okumaya dahil oldular. Amerikan Federal Rezervi varlık alımlarıyla finansal piyasaları destekledi ve diğer merkez bankalarına dolar likiditesi sağladı. Avrupa Merkez Bankası, Euro desteğinde sınırları kaldırdı ve yüklü miktarda devlet ve şirket tahvili ve varlık alımı yapacağını ilan etti. İngiltere Merkez Bankası hükümet harcamalarını doğrudan finanse ediyor. Hindistan Merkez Bankası gibi gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları dahi risklere karşı olağanüstü önlemler almayı düşünüyor.


Diğer taraftan, hükümetler tarafından yapılan mali teşviklerin siyasi açıdan karmaşıklığı, uygulama açısından hantallığı ve genellikle ihtiyacın en büyük olduğu yeri hedeflemekte zorlandığı kanıtlandı.


Bir zamanların ihtiyatlı ve muhafazakar merkez bankaları, çaresiz kalındığında ne kadar yaratıcı, çevik ve cesaretle hareket edebileceklerini gösterdiler. Siyasi liderler sınır ötesi politikaları koordine etmekte isteksiz olsalar da, merkez bankaları birlikte hareket edebiliyorlar.


Merkez bankaları bugün ve gelecekte uzun bir süre boyunca finansal ve ekonomik krizlere karşı en önde ve ana savunma hattı olarak yerlerini aldılar. Sınırları belli olmayan muazzam büyüklükteki bu rol ve bu rolün onlara yüklediği gerçekçi olmayan sorumluluklar ve beklentilerden dolayı pişmanlık yaşayabilirler.

Normal Ekonomi Asla Geri Dönmeyecek


Adam Tooze, Columbia Üniversitesi Tarih Profesörü, Avrupa Enstitüsü Direktörü.


Karantinaların ve sokağa çıkma yasaklarının başlamasıyla birlikte ilk tepkimiz tarihte benzer olayların (1914,1929,1941) varlığını araştırmak ve karşılaştırmak oldu. O zamandan beri, her zamankinden daha fazla ön plana çıkan şey, yaşadığımız şokun tarihsel yeniliğidir. Daha önce hiç duymadığımız, görmediğimiz birşeyle karşı karşıyayız ve bu çok dehşet verici.


Ekonomik sarsıntı hesap edilemeyecek düzeyde. Birçok ülke, daha önce tecrübe ettiklerinden çok daha derin ve sarsıcı bir şokla karşı karşıyalar. Perakende sektörü gibi bazı sektörler zaten online rekabetin ezici baskısı altındaydılar ve geçici karantina önlemleri bu sektörler için bir son nokta olabilir. Birçok mağaza yeniden açılamayacak, o mağazalarda çalışanlar işlerini kalıcı olarak kaybedecek. Milyonlarca işçi, küçük işletme sahibi ve onların aileleri bir felaketle karşı karşıya. Bizler karantina önlemlerini ve sokağa çıkma yasaklarını sürdürmeye devam ettikçe ekonomik yaralar daha da derinleşecek ve toparlanma süreci yavaşlayacak.


Ekonomi ve finans hakkında bildiğimizi düşündüğümüz herşey temelden sarsıldı. 2008 finansal krizinden bu yana radikal belirsizliği hesaba katma üzerine çok konuşma yapıldı. Radikal belirsizlik ne demek şimdi öğrenmiş olduk.


İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük ortak mali gayrete tanık oluyoruz, ancak çok açık bir şekilde tek raund yeterli olmayacak. Merkez bankalarının gerçekleştirdiği daha önce eşi benzeri görülmemiş uygulamalar sebebiyle bazı yanılsamalar var. Birikmiş mali sorumluluklarla başa çıkmak için tarih, içinde enflasyonda patlama veya kamu borçlarının temerrüde düşmesini de içeren bazı radikal alternatifler öneriyor.


İşletmelerin ve hane halklarının tepkisi riskten kaçınma ve güvenli limandan ayrılmama olursa, ekonomik durgunluk daha da şiddetlenecektir. Krizin biriktirdiği borçlara halkın tepkisi kemer sıkma olursa, bu durum daha da kötüleşir. Bunun yerine daha aktif, daha vizyon sahibi bir hükümeti krizden çıkışı yönetmesi için başa geçirmek mantıklıdır. Fakat asıl soru, bunun ne şekilde olacağı ve hangi siyasal güçler tarafından kontrol edileceğidir.

Kaybedilen İşler Geri Gelmeyecek


Laura D’Andrea Tyson, Kaliforniya Üniversitesi Haas İşletme Fakültesi, Berkeley'de Profesör, ABD Başkanlık Ofisi Ekonomi Danışmanları Konseyi'nin eski başkanı.(Clinton dönemi)


Salgın ve sonrasındaki toparlanma dönemi, devam etmekte olan dijitalleşme ve otomasyon sürecini hızlandıracaktır. Bu eğilim son yirmi yılda yüksek nitelikli işleri artırıken orta vasıflı işlerin azalmasına, orta sınıf ücretlerde durağanlığa ve gelir eşitsizliğinin artmasına sebep olmuştur.


Salgınla birlikte hızlanan ekonomik bozulmanın şekillendirdiği talepteki değişim, gayrisafi yurt içi hasılanın kompozisyonunda da değişikliğe neden olacak. Hizmet sektörünün ekonomideki payı artmaya devam edecek. Fakat dijitalleşme ile birlikte yüzyüze görüşme yoluyla verilen rutin hizmetlerin perakende, konaklama, seyahat, eğitim, sağlık hizmetleri ve devlet işlerindeki payı azalacak.


Birçok düşük ücretli, düşük nitelikli, yüzyüze görüşerek verilen rutin hizmetler, özellikle küçük ölçekli firmalar tarafından sağlananlar, koronavirüs salgını sonrası toparlanamayacaklar. Bununla birlikte, asayiş ve güvenlik hizmetleri(polis,asker), itfaiye, sağlık hizmetleri, lojistik, toplu taşıma ve gıda gibi ana hizmet sektörlerinde çalışanlar daha fazla talep görecek,yeni iş fırsatları ortaya çıkacak ve bu sektörlerde ücretlerin artması ve sosyal hakların iyileşmesi için baskı da artacaktır. Bu sıkıntılı dönem aynı zamanda standart olmayan, sosyal güvencesi bulunmayan istihdamın (yarı zamanlı işler gibi) büyümesini hızlandıracak, buna bağlı işveren tanımı genişleyecek ve sosyal hakların işçi ile birlikte taşınabildiği yeni bir sosyal güvenlik sistemine liderlik edecek. Yeni ortaya çıkacak iş alanlarında gerekli yeteneklerin kazanılması için dijital olarak sunulan düşük maliyetli eğitimler birer gereklilik haline gelecek. Evden çalışma, uzaktan çalışma trendlerinde ani yükselme ve ihtiyaç, ekonomik faaliyetlerdeki hızlı dijitalleşme, geniş ağ bandı ve kablosuz internet alt yapılarında kayda değer ve kapsayıcı bir genişlemeyi gerekli kılacak.

Daha Çin Merkezli Bir Küreselleşme


Kishore Mahbubani, Singapur Ulusal Üniversitesi Asya Araştırma Enstitüsü'nün seçkin bir üyesi


Covid-19 salgını daha önce başlamış olan bir değişimi hızlandıracak; ABD merkezli küreselleşmeden daha Çin merkezli küreselleşmeye geçiş.


Bu eğilim neden devam edecek? Amerikan halkı küreselleşme ve uluslararası ticarete olan inancını kaybetti, ABD Başkanı Trump ile veya onsuz serbest ticaret anlaşmaları zararlı olarak görüyorlar. Buna karşın Çin henüz inancını yitirmedi. Neden? Bunun derin tarihi sebepleri var. Çin'li liderler artık çok iyi biliyorlar ki 1842'den 1949'a kadar Çin'in dünya ile bağlarının kesik olması sadece Çin'i küçük düşürdü. Buna karşılık, son birkaç on yıllık ekonomik canlanma küresel katılımın bir sonucuydu. Aynı zamanda Çin Halkı da kültürel güven patlaması yaşadı. Artık her yerde rekabet edebileceklerine inanıyorlar.


Sonuç olarak, yeni kitabım [Çin Kazandı Mı? (Has China Won)]'da belirttiğim üzere, ABD'nin iki seçeneği var; eğer birincil hedefi küresel üstünlüğünü korumaksa, Çin ile siyasi ve ekonomik açıdan jeopolitik ve kazananı tek olan bir yarışa girmek zorunda. Eğer ABD'nin hedefi sosyal şartları kötüleşen halkının refah seviyesini yükseltmekse Çin ile işbirliği yapmalıdır. Bilge bir danışman Çin ile işbirliğini tavsiye ederdi. Gelgelelim, ABD'nin Çin'e yönelik toksik siyaset ortamında bilge danışmanlar üstün gelemeyebilir.

124 görüntüleme